Aydilge Connection
aydilge öyküleri
Aydilge Sarp
aydilge sarp
 Yolculuk
Diğer Öyküler  

Asu: Burası hiç de fena değilmiş!

Vedat: Dedikleri doğru; hiç düşündüğümüz gibi değil!

Asu: Nasıl düşünebilirdik ki, daha önce buraya hiç gelmemiştik.

Yanlarından geçen bir adam: “İncecik bir kağıdın arkasını bile görmekten aciz gözleriniz mi sağlayacaktı düşünmenizi; duyum eşikleriniz arasında sıkışıp kalmış sesler mi anlatacaktı yoksa size bu yeri?

Vedat: Kim be bu herif, nereden bitti şimdi bu?

Asu: Allah allah, deli midir nedir? Lafa karıştı sonra da çekti gitti!

Vedat: Neyse, boşver…

Asu: Vedat: oğlan na’pıyordur acaba?

Vedat: Bir süre arkamızdan ağlar mağlar ama sonra unutur gider; kendi işine bakar.

Asu: İyi ki “Ben de geleceğim” diye tutturmadı.

Vedat: “Tuttursa ne yazardı ki, götüremezdik zaten onu. Davetiyesiz adam almıyorlar. Onu da getirmeye kalksak bir sürü iş açılırdı başımıza. Baksana yalnızca iki kişilik yer ayırmışlar, hem zaten apar topar gelmedik mi buraya? Valiz bile hazırlayamadık.

Asu: Buranın yemekleri de acaiptir şimdi. En sinir olduğum şey; yabancı bir yere gittiğimde, oranın yemeklerine bir türlü alışamam. Midemi üşütüp hastalanıyorum sonra.

Vedat: Güldürme beni allah aşkına. Ne hastalığı yaaa? Senin sağlam yerin mi kaldı da hasta olacaksın? Zaten bildim bileli; sağlık konusunda hep dırdır edersin.

Asu: Sağlık deyince aklıma geldi. Oğlanın sağlığı nasıl acaba?

Vedat: Gel bir telefon açalım istersen!

Asu: Tamam yaaa! Dalga geçme allah aşkına. Burada telefon olmadığını ben de biliyorum herhalde.

Vedat: Neyse, şimdi onu bırak da, yorgun musun onu söyle?

Asu: Yok yok iyiyim. Yolculuk bayağı zevkliydi. Çok değişik yerlerden geçtik. Fotoğraf makinesi olsaydı çekerdik.

Vedat: Başladın yine saçmalamaya! Haydi yürü yürü; buranın saatine alışamadık daha, toplantıya geç kalacağız.
Asu: Dur, yavaş! Çekiştirme beni! Her yerim ağrıyor zaten!

Vedat: Hiçbir yerin ağrımıyor. Bu saatten sonra da ağrıyamaz zaten! Bunlar hep aklının sana oynadığı oyunlar. Tabii hala aklın varsa!

Asu: Tamam tamam, sustum. Zaten her yerim senin yüzünden ağrıyor. Hızlı süreceğim diye tangır tangur, canımı çıkardın vallahi. Ne alemi vardı o kadar hızlı gitmenin? Acele giden ecele gider demişler, değil mi?

Vedat: Yok canım! Esas sen dırdırınla öyle bir şişiriyordun ki kafamı; bir an önce varalım diye gaza basmak zorunda kaldım. Yok Jale Hanım evine yeni takımlar almış da; yok Raziye’nin üstündeki yeni kazak çok şıkmış da… Bir kere elalemin kılık kıyafetinden sana ne? Ayrıca şu seviyesiz insanlarla görüşmekten ne zevk alıyorsun anlamam. Görmüyor musun, günde altı tane gazete alıyorlar. Şu rezalete bak hele! Yahu bu adamların evi çanak çömlekten geçilmiyor. Şangur şungur diye sesler duydum mu, tamam diyorum: Raziye Hanımlar kalktı! Yahu, kadın sıkıldıkça bir arkopal kırıyor.

Asu: Aman aman! Bir de kadınlara dedikoducu derler. İnsanların evini mi dinliyorsun sen?

Vedat: Ben dinlemiyorum, onlar öyle gürültü yapıyorlar ki dinlemek zorunda kalıyorum. Zaten en çok neye seviniyorum biliyor musun? Artık Ankara’da değiliz ve onlar buraya gelinceye kadar çoook uzun bir süre onları dinlemek zorunda değilim. Di di diğilm de, şu şu şunlar Raziyeler de de değil mi?

Asu: Aman yarabbi, bunlar ne arıyorlar burada?

Vedat: Görüyor musun hanım; buraya bile gelmişler! Cehenneme gitsek bile bir gün, rahat bırakmaz bunlar bizi.

Raziye: Oooh! Asu Hanım, Vedat Bey, nasılsınız? Siz de mi buradasınız?

Vedat: Yaa! Şöyle bir gezelim demiştik. Sıkılınca döneceğiz, hatta biz şimdi gitsek iyi olacak. Oğlan bekler de…

Raziye: Ayol Vedat Bey, hala şakalara devam demek. Ha..Ha..Ha! Çok hoş adamsınız vallahi.

Asu: Şey… Raziyeciğim, hangi rüzgar attı sizi buraya? Siz de mi araba…?

Raziye: Yok şekerim, biz otobüsle seyahat ediyorduk. Şoför, malum gelene kadar canımızı çıkardı. Aslında İzmir’e gidiyorduk; şoförün uykusu gelince burada inmek zorunda kaldık. Neyse burası da çok güzelmiş. Bir çok yıldız ve ünlü insan da vardır burada. Hiç olmazsa onları görürüz. Eski akrabaları falan ziyaret ederiz.

Asu: Evet canım, haklısın. Önce bir babama gitmemiz lazım; Vedat, duydun mu? ‘Buralara yolunuz düşünce, beni görmeyi unutmayın’ demişti.

Vedat: Yaa, nereden bulayım ben senin moruk babanı şimdi?

Asu: Ölmüş adamın arkasından ne biçim konuşuyorsun sen?

Vedat: Sus be kadın, başlatma moruk babandan şimdi. Sinirlerim bozuk zaten! Yaa, bir dakika, bu… bu, aman yarabbi. Yaa, mavi gözlü dev değil miydi şu ışıklar saçarak geçen? Evet evet, bu o! Yoksa, başka kim titretebilir benim ölü ve aciz bacaklarımı?

Herkes: Paşam, paşam bir dakika; paşam bekleyin!

Asu: Onu hiçbir şey durduramaz! Yetişmek istiyorsak koşmamız lazım. Yürüyün arkadaşlar; ileri..!

Diğer Öyküler   

Ana Sayfa  |  Biyografi  |  Küçük Şarkı Evreni  |  Sobe  |  Kilit  |  Şarkı Sözleri  |  Resim Galerileri  |  Kitapları  |  Öyküler  |  Söyleşiler  |  Greenpeace Projesi
Aydilge Connection     XML Site Haritası   RSS Feed   HTML Site Haritası
Bu sitenin dizayn ve içeriği See-Aych tarafından gerçekleştirildi. Bu site en iyi Internet Explorer ile 1024/768 ve 1280/1024 çözünürlükte görüntülenir. Aydilge'nin resmi web sitesi değildir. Aydilge ve EMI Music Türkiye ile herhangi bir resmi bağlantısı yoktur. Copyright © 2012
E-Mail